İşte kalb-i Muhammedinin esrarına yakalanmış bir mü'min ve yine kalb-i Muhammedinin sırrını anlamış iki evlad-ı Resülden size örnek verdim. Kalb-i Muhammedinin cereyanını taşıyabilmek. ona layık olabilmek öyle kolay bir hadise değildir. Ama bizlerin bilmesi gereken şey. kalb-i Muhammedinin varlığı bizleri maddede de. manada da ayakta tutar. Eğer biz bu şefkat-i Muhammedinin dışında kalacak şekilde çirkinleşecek, olursak en büyük bahtsızlıktır ki. Yüce Kitabımız bunu. "Nasipsizler, mağdûbinler. gazaba uğrayanlar" olarak tanımlamıştır.
Kalb-i Muhammedînin esrarı içerisinde en büyük İlahi sır, şüphesiz ki, sevdadır. Fahr-i Kainat Efendimizin kalb-i Muhammedîsindeki bu muhteşem esrarın asıl özü sevda-yı İlâhidir. Çünkü Allah'ı sevmek konusunda hiç imse kalb-i Muhammedinin sırrını anlayamaz da. yaklaşamaz da...
Fahr-i Kainat Efendimiz bu kalb-i Muhammedîdeki mahviyetten bulduğu, zatiyetin tecellisinden elde ettiği akıl almaz müthiş gönül cereyanını doğrudan doğruya Allah'a yönetmiştir. Gönüldeki bu cereyana tahammül etmek de mümkün değildir. Çünkü o sevgi doğrudan doğruya Allah’ın kendisine olan iştiyakını temsil etmektedir. Allah kendi güzelliğine aşık olduğundan onu seyretmek için alemleri yaratmıştır. İşte bu yaratılışın özü kalb-i Muhammedide Allah güzelliğini seyrederek ona büyük bir potansiyeli ile yaklaşmak anlamına gelmektedir. Bundan dolayı Allah'ı anlamak, sezmek, hatta yaşamak, yalnız kalb-i Muhammediye has bir hadisedir.
Ondan gelecek ufacık ışıklar, bizi Allah'a imana, Allah'ı sevmeye sürükleyen tek çaredir. Kalb-i Mahammedînin bu sırrı, Allah'a olan o büyük iştiyak içerisinde varlıkların nizamlı, ahenkli bir şekilde Cenab-ı Hakka niyaz etmeleri, hamd etmeleri, zikir etmeleri kalb-i Muhammedinin adeta gıdasıdır.
Herhangi bir zikir zuhur ettiği zaman, ister melekler katında olsun. isterse mü'minler katında olsun, kalb-i Muhammedî büyük sürur bulur. Bu sürur içerisinde bu zikrin devamı Allah sevdasının Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünde büsbütün parlamasına. büsbütün ihtişam bulmasına sebep olur. Fahr-i Kainat Efendimizin arzdaki, yani dünyadaki beşeri hayatını tanımlarken zihinlere durgunluk veren bir tanımı vardır. Bu tanımı size anlatmak istiyorum. Çünkü bu tanımla yaklaşabileceğiz sevda-yı Muhammedi'ye, sevda-yı İlâhinin Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki ihtişamına...
Fahr-i Kainat Efendimiz buyuruyor ki; "Benim bu dünya hayatım, çölde yürüyen. yorulan bir insanın bir ağaç altında istirahati gibidir."
Bizler İslam tarihinden ve tasavvuf aleminden biliyoruz ki, Fahr-i Kainat Efendimiz özellikle 23 yıllık hayatı içerisinde hem mü'minler, hem de Kur'an'ın intişarı için ne meşakkatler çekmiş, ne büyük gayret sarf etmiştir.
Hakikaten Fahr-i Kainat Efendimiz, alemlerdeki bütün nizamın, bütün cereyanın, bütün zikrin içerisindeki kalbi Muhammedîdeki şiddetli İlahi sevdayı anlatıyor. Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünde her zikrin Cenab-ı Hakka intikalinde bu İlahi sevda tutuştukça Fahr-i Kainat Efendimiz tahammül edilemeyecek bir aşkın güzelliği altında erimektedir. Onun içindir ki dünya hayatındaki bu 23 yıllık öykü Fahr-i Kainat Efendimiz için bir dinlenmedir.
Bu dinlenme Fahr-i Kainat Efendimizin özel görevle dünyaya teşrif etmesi dolayısıyla adeta büyük zaman dilimi içerisinde, birkaç saniyelik bir istirahat gibidir. Fahr-i Kainat Efendimizin alem-i manaya yansıması halinde nasıl ki, ashab ve yakınları çok büyük bir yangınla, çok büyük bir üzüntüyle bu hadiseyi seyrettilerse, alem-i manaya yansıması adeta bir anlamda bütün eşyanın yeniden can bulması gibi oldu. Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki sevdadan, o gönülden yansıyan büyük esrardan yeniden can buldu, melekler, elektronlar yeniden güç buldu.
Fahr-i Kainat Efendimizin âlemlere rahmet olarak gelmesi bir anlamda alemler kelimesiyle sembolize edilerek bütün meleklerin, ruhların ve bildiğimiz bilmediğimiz daha nice varlıkların, maddesel galaksilerin rahmeti için gönderildiğini Cenab-ı Hakkın bildirmesi kalb-i Muhammedîdeki aşkı temsil etmek içindir.
Eğer İlahi sevda, Allah'ın kendi kendine olan aşkı, kendi kendine olan yakînliği, Fahr-i Kainat Efendimize olan akıl almaz tutkusu olmasaydı meleklerin zikri zaafa uğrardı. Çünkü Allah'ın kendi güzelliğine olan intikali, kendi güzelliğine olan tecellisi sırrıyla alemler yaratılmıştır. Bu tecelli' sırasında meleklerin zikri, ruhların titreşimi hepsi de Fahr-i Kainat Efendimizin sevda cereyanına, yani kalb-i Muhammediye bağlı olarak intişar etmektedir. Bir sistemin enerjisi nasıl o sistemi ayakta tutan, devam ettiren bir olaysa. İlâhi nizamın, İlahi aşkın, ona bağlı olarak yaratılmış olan evrenlerin tümünün varlığı bu kalb-i Muhammedîdeki Allah aşkının sayesinde enerji kazanmaktadır.
Kalb-i Muhammedîdeki Allah aşkı, Allah'a karşı büyük, sevda. her türlü hikmetin ötesinde varlıkların vazgeçilmez bir enerji kaynağıdır, Kalb-i Muhammedi onun için ezelden nasıl "Elest"te alemleri kurtarmış, "Levlake levlak Lema halaktü'l-eflak" sırrı ile alemlerin yeniden doğuşunu, dirilişini sembolize etmişse. ebediyete kadar kalb-i Muhammedi sevda-yı İlâhisi ile her şeyi ayakta. tutan büyük bir aşk mucizesi olarak devam etmektedir.
Onun için' Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki bu İlâhi sevdayı kendi gönlüne, zerrenin ucu kadar da olsa. bir kıvılcım olarak da olsa yansıtmak. her mü'minin İlahi bir kulluk vazifesidir ve Fahr-i Kainat Efendimizin bu kadar yorgunluğu. bu kadar akıl almaz gayreti ve alemlere hayat veren enerjisi mü'minlerin gönlünde ışıldayacak İlâhi sevgiyle sürur bulacaktır. Fahr-i Kainat Efendimizin bu gönül sevdasına bütün mü'min kardeşlerimizi, Allah'ı zikri, Efendimizi Salât-ı Selamla devamlı anmaya çağırıyorum. Devamlı zikir ve Salâvat-ı Şerifelerle Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünü sevindirelim. O gönüldeki büyük sevdanın yüzü suyu hürmetine mü'minler de Fahr-i Kainat Efendimizi mutlu etmenin çarelerini bulsunlar.