Abdesti çok iyi tanımamız gerekiyor. Abdest almanın bize neler getirdiğini, daha Allah'ın huzuruna çıkmadan nasıl akıl almaz meziyetlerle donattığını fark etmek önemli bir sırdır. Allah namaza ne kadar önem vermiş ki, bize abdest almayı öğreterek bizi yeniden diriltmeyi gösteriyor. Çünkü abdest almak demek, yeniden dirilme demektir. Yani bir insan, hayatının içerisinde etrafından gelen fiziki etkiler, zihnindeki uyuşukluklar, nefsinin meskeneti dahil böyle bir motif içerisindeyken Cenab-ı Hak abdest dediğimiz sır içerisinde insanı yeniden diriltiyor. Ve yeni bir dirilikle huzur-u İlâhiye geliniyor. Şuurumuzun, bilincimizin, düşüncemizin hiçbir eksik tarafı kalmasın ki, biz o şartla Allah'a hamd etmeye gideceğiz. Onun için abdest almanın motiflerini çok iyi anlamak lazım.
Abdest almanın hususiyetleri içerisinde, Cenab-ı Hakkın tanımıyla çok enteresan bir tanım vardır. "Abdest alın, elinizi, yüzünüzü, burnunuzu, ağzınızı, kollarınızı dirseklere kadar ayaklarınızı bileklere kadar yıkayın ki. size verdiğim nimetleri tamamlamış olasınız" diyor. Cenab-ı Hak ayetiyle. insana verdiği beşeri nimetlerden birisi olan sağlığın korunması için abdest alma motivasyonunu şart koşuyor. İşte bu nimetleri tamamlayabilmek için. yani bir insanın evvela huzur-u ilahiye çıkmasına engel olabilecek bütün yanlışlardan kurtulması için Cenab-ı Hak. bir abdest alma sistemi getirmiştir.
Bu abdest alma sistemi içerisinde insan sağlığı için fevkalade önemli bir hadise elektronları atmaktır. Çünkü yaşadığımız arz gezegeni üzerinde elektronlarla muhatabız. Gerek rüzgarlarla havadan gelen elektronlar. gerek plastik giyim ve oturumlar ve gerekse cihazlar bize müthiş elektron verir. Bu elektronlar insan vücudunu kafi derecede yıpratır. beşeri gücümüzü en alt düzeye getirir. İşte abdest aldığımız zaman bu elektronları tümüyle atmış oluruz. Bana çeşitli yerlerde. "Abdest almanın gayesi bu elektronları atmak mıdır?" diye sordular. Cenab-ı Hak emretmiş. temizlik hedefi başta olmak üzere. bir hedefi daha vardır. Bunun cevabını Kur'an veriyor. "Abdest alacak suyu bulamadığınız zaman teyemmüm edin" diyor. Teyemmüm. biliyorsunuz. toprakla yapılır. Peki abdestin asıl hedefi temizlik olsaydı. niçin toprağa elimiz vurulsun da kollarımız. yüzümüz tekrar o toprakla muamele görsün? Cenab-ı Hak. "Su bulamadığınız zaman elinizle ima ile alın" derdi.
Halbuki su ile toprak, insan vücudunda elektronları boşaltan temel unsurlardır. Yani Cenab-ı Hak, abdestin bir hikmetinin de bu elektronların boşalması olduğunu bize göstermek için teyemmümü emretmiştir ve tarzı da tamamen bunu boşaltmaktır. Dolayısıyla o elektronları boşaltmakla vücutta neler olabilir dediğimiz zaman; bütün o sinir gerginlikleri, zihindeki meskenetler, evhamlar, endişeler tamamen gider. Tertemiz bir zihinle huzur-u İlahiye varabilmek için bu elektronların defedilmesi lazım ki, bu bir gerginlik motivasyonu yapmasın.
Abdestin diğer en büyük hadisesi insanın derisinin yaşlanmasını geciktirmesidir. Çünkü elektronlar deriyi devamlı surette gergin bırakarak kırışıklıkların teşekkülünde önemli rol oynar.
Nur yüzlü ninelerimiz dediğimiz, devamlı abdest alan insanların devamlı taze kalmalarının sebebi abdest alışkanlıklarıdır. O nur ayrı bir hadisedir. Onlar maddesel olarak nur yüzlüdürler. Çünkü derileri kırışmamıştır, derileri çarpılmamıştır. Abdest almadan dolayı Cenab-ı Hakkın verdiği o İlahi güzelliği. ölene kadar muhafaza eder.
Abdest almanın bir diğer önemli hikmeti de, vücudun hem dolaşım sistemini, hem de koruma sistemini harekete geçirmesidir. Bütün vücudun en ücra hücrelerine kadar çok ince, saç kılından daha ince damarlar. kan götürmek veya kirlenmiş kanı geri alabilmek. kırmızı kan dolaşım sistemi içerisinde mikroplara karşı savunmak, çeşitli tehlikelere karşı korunmak beyaz kan (lenf kan) dediğimiz kan dolaşımı sistemini gerçekleştirmektedir. Her ikisinin de kan damarları, vücudun uç kısımlarına gittikçe incelir. Hatta lenf dediğimiz beyaz kan damarları ki; vücudumuzu kanser dahil tüm mikroplardan koruyan o sistemin damarları daha da incedir. Kırmızı kan damarlarına göre 20 kat daha incedir. Bu damarlar, insanların normal yaşayış normu içerisinde. özellikle de yanlış yaşamaları dolayısıyla tıkanmalara kolayca uğrayabilir. Bu tıkanmalar büyük problemler çıkarır. Hem dolaşım. hem de savunma bakımından bunları önlemenin tek çaresi ise vücudun su ile ısı değişikliğine uğramasıdır. Eğer bir bölgede bir ısı değişikliği yaparsanız damarlar açılır kapanır. Böylece tıkama temayülünde olan, yahut orada birtakım besin artıklarının temayülü olan o zerrecikleri, vücut abdest almanın sağladığı ısı değişikliği ile, hem de elektron uzaklaştırılmasıyla daha sağlıklı ve daha canlı olmasını temin eder. Bunun en önemli örneği beyin damarları üzerindedir.
Dikkat ederseniz abdestin alınış şekli de beyin damarları üzerindeki bu dolaşımı adeta canlı olarak gösterir. Burnunuzu yıkamanız, boynunuzun kenarlarına, tepenize mesh vermeniz, ısı değişimi vasıtasıyla kan dolaşımını hızlandırmaktadır. Bundan dolayı da küçük yaşından beri namaza alışmış bir mü'min bunamaz, çünkü beyin damarları sertleşmez. Abdest bizim için çok güzel bir nimettir. İnsanın zihnindeki çürüklüklerin, içerisindeki vesveselerin gitmesi, dolaşımın sağlıklaşması için vücudun elektronlardan kurtulması şarttır. Bu ise ancak abdestle olur.
Beyin ne kadar beslenirse, hafıza kartları da o kadar dayanıklı olur. Beyni yanlış beslemenin beyin damarlarının Kur'an'ın men ettiği envai çeşit taşkınlıklarla yıpratmanın başında alkol ve imansızlık gelir. Çünkü imansızlık, damarlarda spazma, büzüşmeye, hırsa, güvensizliğe sebep olur. Bütün bunları ortaya koyarsanız, bir anlamda hafıza kartlarının zindeliği, hafıza kartlarının varlığını koruyabilmesi, hem imana, hem de abdeste bağlıdır.
Gusül abdesti, normal abdeste nazaran daha farklı, daha geniş bir hadisedir. Onda da yine elektronların atılması, damarların hızlı dolaşımı bir numaradır. Ama, gusül abdestinde bir hususiyet vardır. Gusül abdesti daha çok cinsel ilgilerle zorunlu olarak başvurulan bir yıkanma şeklidir. Bu yıkanma şeklinin detayında normal abdeste nazaran iki 'şey dikkatimizi çekiyor: Suyu burundan genize çekmek, gargara yapmak…
"Acaba bunun hikmeti nedir?" diye bir soru hatıra gelebilir. Çünkü bu hikmeti anlayamayan insanlar, "Biz yıkanıyoruz efendim. ne lüzum var gusül abdestine?" derler. İnanmayanların temizliği öğrenmesi 60 sene oldu. Zannediyorlar ki, temizliği kendileri keşfetti, kafalarını hep buraya ışınlıyorlar. Halbuki bugün yapılan tetkikler. insanın bu cinsel etkilenmesi sırasında en çok yorulan organının hipofiz salgı bezi olduğunu doğrulamıştır. Çünkü insan organizmasının faaliyetleri ortaya koyabilmesi için, faaliyetlerin hipofiz salgı bezinin icraatından geçmesi şarttır. Her organda olduğu gibi faaliyetin şiddetli cereyan ettiği hipofiz salgı bezi de kendiliğinden yorgunluk geçirir.
Diğer organları, diyelim insanın ayağı yoruldu, bir yere koyar dinlendirir. kolu yoruldu bir tarafa dayar. Ama, hipofiz salgı bezi insan kafasının tam orta merkezindedir. Buraya ne ulaşmanız, ne de bunu dinlendirmeniz mümkündür. Bütün vücudun çalışan sistemini koruduğu için zaten bir saniye dinlenemez. Peki biz buna, cinsel bir ilgiden sonra yorulan hipofiz salgı bezine nasıl yardımcı olabiliriz? Düşün, düşün, bulamazsın. ama Cenab-ı Hak bulmuş.
Hipofiz salgı bezinin damarları, tam genzimizin arka bölgesinden geçer. Genzin arka bölgesinden geçen damarlar üzerine yapacağımız gargara ve burnumuza şeriatın tarif ettiği şekilde derinlemesine su çekmekle hipofizdeki damarlara masaj yapmış oluruz. Bu, müthiş bir olaydır. Yani bütün alimleri bir araya gelirseniz de, "Hipofize bir selam söyleyin, bunu nasıl yaparsınız?" deseniz bulamazlar. Ama, Cenab-ı Hak, bunu insanlara bildirmiştir. İşte bu da bize insanoğlunun aklıyla varamayacağı bir sistem içerisinde abdest almanın kula müthiş bir nimet olduğunu gösterir.
İslamiyeti tanımak, İslamiyeti anlamak, Kur'an'a hayran olmak için abdestin hususiyetlerini bilmek yeter. Abdestin böyle müthiş hususiyetlerini bilerek Kur'an'a hayran olmamak için ancak nasipsiz olmak, "mağdubin" olmak lazım. Çünkü göz göre göre kullan iyi yaşamaya çeken böylesine müthiş esrarlı bir dine karşı, değil inançsızlık, onun peşinde koşmamak, onun mücahidi olmamak hakikaten nasipsizliktir.
"İnsanları seviyoruz" dendiği zaman, ben bir soru sormak isterim. "İnsanları sevmekten kastımız ne?" Eğer insanları kendi başına bırakıp da, "İsteyen Cehenneme gitsin, isteyen hayatının sonunda zarurete düşsün" gibi bir yanlışı, insanları hoş görmek, insanları sevmek sanıyorsak yanlıştır. Kesin olarak söylüyorum; insanları seviyorsanız, onlara abdest almasını öğretiniz, onların beyinlerinin yaşamasını, sağlıklı olmasını sağlayınız. İnsanları seviyorsanız, insanlara namaz kılmasını öğretiniz. İnsanlık sevgisi budur. Yoksa onun dışında söylenen lafların hepsi kendi kendini aldatmak, kendi kendini kahretmekten ileriye gitmez.