Çarşamba, Şubat 21, 2007

Asr-ı Saadetten Hassas Sırlar

Ahlak-ı Muhammedinin bu hassas sırrını anlayabilmek için Asr-ı Saadetten bazı örnekler vermek istiyorum. Öncelikle Hz. Fâtıma annemizin olağanüstü güzelliği işte bu ka1b-i Muhammediye muhatap olmaktan doğar.

Hz. Fâtıma Annemizin en büyük özelliklerinden birisi bütün mü'minlere şefaat etmek için Cenab-ı Hakka niyazıdır. Asr-ı Saadette özellikle köleler ve cariyelere bizzat Hz. Fâtıma Annemiz ışık yansıtırdı. '

Hz. Fâtıma Annemiz bir cariyeye nazar ettiği zaman, onun kısa süre içinde mü'min olduğunu görürüz. Bu kalb-i Muhammedinin çok esrarengiz bir sırıdır ve bu sır Fahr-i Kainat Efendimizin alem-i Cemale intikalinden sonra Hz. Fâtıma'nın da bu dünyadan ayrılışının anahtarıdır.

Çünkü Hz. Fâtıma Annemiz. sıradan bir insan gibi, Fahr-i Kainat Efendimiz alem-i Cema1e teşrif ettiği zaman ona bir hasret duymak, onu görememek üzüntüsünde değildi. Bunu çok iyi fark etmek lazım. Çünkü Fahr-i Kainat Efendimizin ölmezliğini, hem beşeri olarak" hem manevi" olarak varlığını, Hz. Fâtıma Annemiz her zaman gözlemekteydi.

Binaenaleyh bu sıradan bir hasret olayı değildi. Bu gönüllerin kenetlenmesinden doğan bir ışık yansımasıydı. Fahr-i Kainat Efendimiz, alem-i Cemale teşrif ettiği, bütün alemlere yeniden temel olan vazifesine döndüğü zaman, Hz. Fâtıma'nın gönlündeki ışık da aynı şekilde dönmek durumunda zuhur etti ve bu yüzden Hz. Fâtıma Annemiz dünyadan ayrıldı.

Yine Asr-ı Saadette özellikle Ehl-i Beytin geçirdiği çileler, Hz. Ali Efendimizin dünya nimetlerini, dünya kaygılarını elinin tersiyle itip şehadete iştiyak duymasındaki hikmet, hep bu Fahr-i Kainat Efendimizin gönül sırrını iyi anlamaktan doğar.

Hz. Hüseyin Efendimiz, Kerbela'da çekeceği susuzluğu, şiddeti, evlatlarının Şam'a, oradan da Bizans'a sürüleceğini manevi çizgilerde görmesine rağmen, Cenab-ı Hakka, "Ya Rabbi, bana bütün belalarını ver. Benden sonraki mü'minler bu belaların tazyiki altında ezilmesin. Onların imtihanlarının tümünü bana ver. Ben bu susuzluğa, şiddete, Senin gösterdiğin şu çilelerin tümüne razıyım" diye niyaz etti. Bu yüzden de Hz. Hüseyin Efendimize belagerdan (bela karşılayıcı, bela paroteneri) denir. Bu bela paroteneri olmanın sırrı, Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünü çok iyi anlamaktan gelir.

Çünkü Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünde, mü'minlerin üzerine gelecek belaların mümkün olduğu kadar hafif esme si zevki yatıyordu ki, işte bu sırrı keşfeden Hz. Hüseyin de Kerbela'daki o akıl almaz cezalar karşısında Cenab-ı Hakka gönlünü açarak Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki bir sırra ışığını yöneltiyor.

Asr-ı Saadette, Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki sırrı az çok sezerek ona koşabilmenin çabası içerisinde sevda-yı Muhammediye yakalananlar, bunun pek çok örneklerini vermişlerdir.

Bu örneklerin en canlılarından biri, Hz. Nesibe'nin yaralanması sırasında Efendimize müracaatıdır. Bilindiği gibi Uhud Savaşında da savaşın en kargaşalı zamanında Fahr-i Kainat Efendimizin etrafındaki korumalar bir müddet savaş karambolüne geldi ve Efendimiz kırk saniye ile bir dakika arasındaki bir süre kadar yalnız kaldı. O sırada Halid bin Velid'in atlıları son sürat Hz. Muhammed Efendimizin üzerine geliyorlardı. İşte orada Hz. Nesibe vardı. Elinde kılıcı ile gelmişti. Efendimize kılıç salla­mak isteyen ilk kafiri bir vuIl1şta öldürdü. İkinci kafire aynı kılıcı salladığı zaman, kafirin çift zırhı olduğu için, zırhının birisi parçalandı, diğerinden kılıç geçmedi ve kafir bunu fırsat bilerek, son sürat Hz. Nesibe'ye kılıcını indirdi. O kılıç darbesi ile Hz. Nesibe'nin sağ göğsü karın çizgisine kadar, omuzu da dahil olmak üzere boydan boya yaralandı. Hz. Nesibe'nin bu iki kafire indirdiği darbeler aynı zamanda Uhud Savaşının kaderini simgeliyordu. O kırk saniyelik zamanda elbette Cenab-ı Hak Habib-i Edibini onlara telef ettirmezdi. Ama o kırk saniyelik zamanda beşeri çizgide Hz. Nesibe bu hadiseye bir anlamda engel oldu.

Hz. Nesibe'nin bu büyük fedakarlığı dolayısıyla Fahr-i Kainat Efendimiz çok mütehassıs oldu. O sırada da zaten diğer mücahitler yetiştiler ve bir nevi görevi Hz. Nesibe'den devralmış oldular. Hz. Nesibe o sırada Fahr-i Kainat Efendimizin dizleri dibinde şehit olmak gibi bir durumla yüz yüzeydi. Yarası çok müthiş bir şekilde kanıyordu. O anda Efendimiz çok özel bir duayla yarayı sıvazladılar ve. himmet buyurdular. Hz. Nesibe'yi iyileştirdiler. Hz. Nesibe ise "Ya Resulallah. beni dizlerinin dibinde şehit olmak şerefinden niye mahrum ettin?" dedi. Buna karşılık Fahr-i Kainat Efendimiz. Hz. Nesibe'ye büyük bir iltifatta bulunarak; "Ya Nesibe. sen ve soyun Cennette benim hanemde misafir olacaksınız" buyurdu.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki