Çarşamba, Şubat 21, 2007

İnfâk Kabiliyetini Arttıracak Çareler

Bunun için insanın ilk olarak Ahlâk-ı Muhammedî’ye karşı arzulu olması, istek duyması ve mutlaka ben bu yoldan gideceğim demesi lazım gelir. Çünkü Cenab-ı Hakk, Yüce Kitabında, “Ben size iki tepe gösterdim, ama zor olanına tırmandınız, zor olanını başaramadınız” buyuruyor. Zor olan bu hadiseyi Cenab-ı Hakk tanımlarken, “Niçin siz bir mü’min olarak akabe denen o zorluğa gelmiyorsunuz” demektedir. Bir anlamda ehl-i meymene’nin, yani hayırlı insanın teşekkül edebilmesi için infakı vermektedir… Bir insanı kurtarmak çok önemlidir. O da bir çeşit infaktır. Kendisini feda ederek bir insanı kurtarmak Cenab-ı Hakk’ın bir mü’min’den beklediği en önemli davranıştır.

Cenab-ı Hakk’ın bir başka emri ise büsbütün hayret vericidir. “zor günde kapılarınızı ardına kadar açın.”

Bu “zor gün” dediğimiz nedir? Bu soruyu Efendimize sormuşlar. Efendimiz “Zor gün, kıtlıktır, salgın hastalıktır, düşman işgalidir” buyurmuştur. Yüce Kitabımız bizim hayır ehli olmamız için zor günde, kıtlıkta, salgın hastalıkta, düşman işgalinde ve tabii felâkette kapımızı ardına kadar açmamızı söylüyor.

Cenab-ı Hak infakı nasıl tarif ediyor?.. Bunu iyice bilmek lazım gelir ki, kulluk zilletinden kurtulmak, bir anlamda kulluk sıkıntısından kurtulup mânânın sonsuz güzelliğine intikal etmek, Cennetin bitmeyen nimetlerine ulaşabilmek için yasa bellidir. “zor günde her şeyinizi paylaşmalısınız” Cenab-ı Hakk bu hükmü bize getirerek, nefsin pençesine düşmememizi emrediyor.

Bizim yapacağımız şey, yarım yamalak bilgi ve bize yapılan sun’î tanımlarla Efendimiz’e yaklaşma değil Efendimiz’in Ahlâkına, Kur’ân emriyle nasıl intikal edebileceğimizi bilmek ve niyet etmektir. Evvelâ biz, Fahr-i Kâinat Efendimize makbul olmaya niyet edeceğiz. O’nu sevmeden hiçbir yere varılamayacağını, kâinatta hiçbir sırra erilemeyeceğini kabul edeceğiz. Bunu kabul ettiğimiz zaman Ahlâk-ı Muhammedî’ye talibiz demektir. Ahlâk-ı Muhammedî’ye talipsek, Cenab-ı Hak, “Nefsine dur diyeceksin. Bunun başka çaresi yok” diyor…

Cenab-ı Hak bunun zorluğunu, yarattığı insanoğlunun nefsindeki şiddetli menfilik dolayısıyla bildiği için, bize çok büyük bir fırsat vererek kaderi bile infâk ve sadaka düğümleri içerisinde bağlayarak bize zorunlu ibadet yaptırmak istiyor. Yani bütün ibadetler zorunludur ama infâkta ayrı bir zorunluluk vardır. Namaz gibi İslâmiyet’in temeli olan bir ibadet, infâkla bağdaştırılmıştır.

Efendimiz ise; “infâkı olmayanın namazı yoktur, namazı olmayanın hiçbir şeyi yoktur” buyurmuştur. Bu ne demektir? Cenab-ı Hak, “Eğer siz, Benim huzuruma, Cennetime tekrar gelmek istiyorsanız, namaz kılmak zorundasınız, ama namazın başına infak şartı koydum. İnfâk ve namaz bir arada olmadan gelemezsiniz” buyuruyor.

Boşu boşuna kendimizi aldatmayalım, “benim kalbim temiz, ben kimseye kötülük yapmam” gibi. Zaten kötülük yapamazsın. Birtakım toplum kuralları, kanunlar kötülük yapmanı engelliyor. Yani gidip kimsenin ırzına geçemezsin. Bunları yapmıyorum diye de kendine meziyet çıkaramazsın. Sen kötülük yapmamakla avantaj sahibi olamazsın. İyilik yapmakla avantaj sahibi olursun. Bu çok hassas bir noktadır.

Herkes sanıyor ki, “ben kimseye kötülük yapmıyorum; beni Allah, cennetinde başköşeye oturtacak” hayır, sen iyilik yapmadıkça cennete intikal edemezsin. İyilik yapmak da infâk motifi içerisinde toplanmıştır. Güler yüzlülükten, tatlı sözlülükten, malını dağıtmaktan tutun da saadete, sağlığa hasret düşmüş insanlara elimizi uzatmakla mükellefiz.

Binaenaleyh bir mü’min eğer bir anlamda Allah’a talipse, Fahr-i Kâinat Efendimiz’e delicesine sevdalanmak zorundadır. Çünkü bunu Efendimiz başarmıştır. Bütün kâinatta, varlıklar içerisinde Allah’a açılan pencerenin tek sahibi Efendimiz’dir… O’na sevdalanmadıkça Allah’ı bulamayız. Fahr-i Kâinat’a sevdalanmak da onun Ahlâk-ı Muhammedî’sinin çadırı altında hiç değilse bir kum tanesini tutabilmektir.

İşte Fahr-i Kâinat Efendimizin insanları kurtarmak, Allah’a takdim etmek için getirdiği Ahlâk-ı Muhammedî yolu, Kur’ân ayetleriyle çepe çevre sarılmış şekilde infâktır, namazdır. Bunlardan kaçarak ben kulluğumu devam ettireceğim diyemeyiz. Bir insan, “Ben Cennete gitmek istiyorum, hayattaki zorlukları aşmakta zorluk çekiyorum, bu zorlukları bir kolaylıkla aşsam” diyorsa, bunun formülünü Allah vermiştir. Rabbimiz “infâk edin” diyor…

Nefsi dizinizin dibine oturtup, “Ey nefis senle beraber bir yolculuğa çıktık. Yani ben seni taşımakla, Rabbime götürmekle, mükellefim. Lütfen menfaatlerini yok etme, bu yolculukta selâmetle deryayı geçip ufka varmak istiyorsan, Rabbimin emrettiği şey zoruna da gitse yapmak zorundasın, Gel bunu beraber yapalım. Ben sana mümkün olduğu kadar gönlümden cereyan vereyim. Sen de mümkün olduğu kadar dünyaya çekiş şiddetinden vazgeç. Dünyada olan her türlü saltanatın, menfaatin ve servetin nasıl söndüğünü görüyorsun. Güzelliğin beş on yıl içerisinde ne hale geldiğini görüyorsun. Gel kendini zillete düşürme infâk atına bin, beraber selâmetle gidelim” demek zorundadır…

Onk.Dr.Haluk Nurbaki