Çarşamba, Şubat 21, 2007

İnfâk- Kader İlişkisi

İnfâkın sırrında insanlık sevgisi, Allah güzelliğini kavrama hikmeti vardır. Yani bir insan Allah güzelliğini kavramışsa infak sorunu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Çünkü Cenab-ı Hakkın yarattığı mahlükata karşı kendinde mevcut olan her şeyi paylaşabilmek Allah'a teslimiyetin tam şuurudur.

Onun için infaksız mü'minliğin, Müslümanlığın yürümesi mümkün değildir. Yüce Kitabımız Kur'an'ın muhtelif ayetlerinde "buhul"un, yani infakın tersi olan, hiç kimseye yardım etmeyen kemikleşmiş hayvani yapının en büyük cürümlerden bir tanesi olduğu bildirilmiştir.

Binaenaleyh infakın sırrını anlarken bir de "buhul"un şiddetli yanlışlığını bilmek lazım gelir. Nefis insanı daima buhula, gönül de infâka çeker. Bu ikisinin arasında yaşayan insan ne kadar infaktan yanaysa o kadar gönülden yanadır. Ne kadar buhuldan, cimrilikten yanaysa o kadar nefisten yanadır. Nefsinden yana olan bir insanın Cenab-ı Hakka yakîn olması mümkün değildir. Çünkü Allah, şeytanı gururundan dolayı kovmuştur. Ve gurur kainatta işlenebilecek en büyük cürümdür. Bu da nefsin bir özelliğidir. Ama, Cenab-ı Hak, bu mağrur nefsi, insanın kendi eğitimiyle dize getirmesi ve kendisine takdim etmesine hayrandır. Onun içindir ki, "aduvvu'l-ekber" yani en büyük düşman olan nefis, iyi bir ıslahattan sonra gönülden yana yıkanmadan sonra arus-u İlâhi (Allah dostu) oluyor.

Bu nüansı anlayabilmek için infakla buhul arasındaki gidiş gelişimizi çok iyi bilmek lazım gelir. Elimizi cebimize her attığımızda, insanların hepsine dostluk göstereceğimiz zaman, nefis mutlaka manyetik bir cereyan gibi bizi geri çeker. Ama, gönül infâk sırrı içerisinde hem maddeten, hem manen yardımlaşmaya bizi iter ki, işte bu sayede insanlığımızı, ahlâk-ı Muhammedinin erişilmez güzelliğini bulabiliriz. Cenab-ı Hak çok ehemmiyet verdiği bu infâkı mü'minlerde çok kararlı bir hale getirmek için kader dediğimiz o değişmez yazgının sırı içerisinde bir büyük nimet hikmeti koymuştur.

Bunu Cenab-ı Hak, şu ayet-i kerimeyle tescil etmiştir:

"Kim bağışta bulunur, günahtan kaçınır ve dinin en güzelini tasdik ederse, Biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız. Kim cimrilik eder, kendisini ahiret nimetlerine muhtaç hissetmez ve dinin en güzelini yalanlarsa, Biz de ona kötülüğün ve Cehennem gibi zorlu bir akıbetin yolunu kolaylaştırırız, Oraya atıldığında malı ona fayda vermez." (Leyl Süresi, 5-11)

Bu ayet-i kerime bize kaderin o değişmez yazgısının motifinin insan ahlakındaki yumuşamak, gönüle doğru çekilmek durumunda değiştiğini gösteriyor. Bu, İslam düşüncesinin, bir anlamda İslam felsefesinin kader üzerindeki çok müthiş bir esrardır. Bundan dolayıdır ki, Fahr-i Kâinat Efendimizin emrettiği, "Sadaka ömrü uzatır, belaları def eder" hadis-i şeriflerini çoğu yorumcu anlayamamıştır. Kaderin değişmezliği karşısında nasıl olur da sadaka belaları def eder, nasıl olur da ömrü uzatabilir diye yorum zorluğu çekmişlerdir.

Halbuki Cenab-ı Hak, "Ben güzel kaderi infâk edene, îta ve ittika edene veririm" buyuruyor. İttika, infâk ve namazla birlikte teşekkül eden ahlak-ı Muhammedîye uygun bir karakterdir. Bunu kazandığınız zaman herşey kolaylaşır. Ayrıca Cenab-ı Hak, "Güzel kaderi size kolaylaştırırım" buyurarak, aynı zamanda Cennet kaderini, iman kaderini kastetmektedir. Yani bir insan, îta ve ittika ederek, Allah güzelliğini tasdik ederek, Allah'ın güzel esmalarını anlama çabasına düşerek, imanını da garanti altına alır. Çünkü burada güzelleştirilen kader içerisinde, yalnız herhangi bir otomobil kazasından kurtulmak, yahut bir servet kaybetmekten kurtulmak yoktur. Ayet-i kerimede çok sarih olmamakla birlikte hadis-i şerifte açıktır. "Güzel kaderi kolaylaştırırım”dan çıkan asıl büyük hadise, insanın imanını kaybetmemesidir.

Bir insan eğer infak ediyorsa, îta ediyorsa, imanını garantiye alıyor demektir. Aksi takdirde infâk ve itasını yapamayan insan, akünün cereyanının boşalması gibi, günün birinde imanının boşaldığını fark eder, iş işten geçmiş olur, son nefesine yaklaşmış olur, Cennet avantajını kaybeder. Bu kadar önemli bir hadisedir. Onun için Cenab-ı Hakkın infâkı, kaderle birleştirmesi bir lütuftur.

"Kaderiniz infakın elindedir" diyerek mü'minleri infâka ve îtaya teşvik etmektedir. Yoksa Cenab-ı Hak, hiçbir kuluna yapılacak yardıma muhtaç değildir. Çünkü bütün gönüllerin hakim noktasındaki kudretini her an her gönüle, her kadere intikal ettirebilir, istediğinin ihtiyaçlarını giderebilir, maddi manevi sıkıntılarını anında silebilir. Ama, bunu bir kul vasıtasıyla yapmak istiyorsa, bu, o kula karşı büyük iltimastır, büyük bir nimettir.

Cenab-ı Hak kaderle birlikte infâkı kolaylaştırmamız, yardımı çok sıcak olarak yürütebilmemiz için kader gibi nefsimizi çok etki altına alan, bir anlamda korkutan bir noktaya getirmiş, infâka bağlamıştır. Nefse, "Ey nefis, sen şu veya bu sebeple, ihtirasınla, gururunla, dünyaya yatkınlığınla bu işten kaçıyorsun, ama unutma ki, kaderini korlaştırıyorsun" demektedir.

Cenab-ı Hakkın "Rahim" isminin bir hikmeti, kaderin infâkla birleşmesidir. Çünkü Cenab-ı Hak "Rahman" ismiyle bütün alemlere merhametini, kudretini, muhabbetini yaymışken, mü'minlere özel bir tarife yaparak, "Rahim" ismiyle ayrı bir merhamet eklemiştir. Rahim isminde mü'min olmanın bir anlamda nasıl sevgi ve rızayla Cenab-ı Hak tarafından karşılandığı mevcuttur. İşte bu mü'minliğin şartı olarak infakın zuhur etmesi Cenab-ı Hakkın mü'minlere özel tarife intişar etmesine sebep olmaktadır ki, kaderin infâktan etkilenmesinin hikmeti de hudur. Cenab-ı Hak kaderi bütün detaylarıyla tayin etmiş, tespit etmiş, Levh-i Mahfuzuna kaydetmiştir. Ama, daima İmam-ı Gazali’nin, "Kaderin duayla reddi de kader cümlesindendir" dediği gibi, kaderin herhangi bir sıkıntılı noktayı geçebilmesi için o kadere infâk avantajlı bir ek koymuştur.

Bir mü'min çetin bir kaderin karşısında kaldığı zaman ona infâk avantajlı bir kapı açılmıştır. "Hadi bu kapıdan geçersen, Ben de senin kaderini yine kader cümlesinden Levh-i Mahfuzun sırrı içerisinde çözeceğim" buyurmuştur. Yani insanlar nefislerini iyice inandırmalılar ki, nefsin de rahatlığı için imanını öteki alemlere intikal ettirip, Cennete vasıl olabilmesi için mutlaka infak sıratını geçmesi lazım. Bu sıratı geçmeyen Cenab-ı Hakka kulluğunu ispat etmiş olmaz. İspat etmiş olmayınca da bütün güzelliklerden, bütün güzel kaderlerden yararlanma şansı olmaz.

Nasıl ki, pek çok mü'min kardeşimiz namaza karşı çok sıcak bir yakînlik içindedir, namaz geçer diye ödü kopmaktadır. İnfâkı da aynı sıcaklık içerisinde mütalaa etmelidir ki, ahlâk-ı Muhammedinin değişmeyen iki önemli temeline sığınma imkanı bulsun. çünkü ahlâk-ı Muhammediye kurulup oturmak kolay değildir, ama o temellere sığınmak için namaz ve infakı çok sıcak bir muhabbetle yürütmek lazımdır.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki