Salı, Şubat 20, 2007

İnfâk ve Yardımlaşma

İnfakla yardımlaşma arasında temelde fark olmamasına rağmen, ayrıntılarda birtakım farklar vardır. Mesela, genel anlamda hem maddi, hem manevi hadiselerde olur. Yardımlaşmada mutlaka maddi şeyler ön plandadır. İslamiyette yardımlaşma çeşitli isimlerle vurgulanmıştır. Mesela zekat, hali vakti yerinde olan insanın mutlaka vermesi gereken infak şeklidir. Onun için infakla zekatı bazı alimler paralel görmüştür. Halbuki paralelliği bozan hadise, infakta herhangi bir kayıt yoktur, "Servetim belli bir seviyeye gelmemiştir, binaenaleyh ben yardım yapamam" çizgisi vardır. Ama, zekat zorunlu bir infaktır. Zekatın en önemli hususiyeti mü'mine yapılmasıdır. Zekatı her önünüze gelene veremezsiniz. Halbuki infak, her insana yapılabilir. Yani yardım etmek istediğiniz, Allah’ın verdiği nimeti paylaşmak istediğiniz insanın inancına bakarak değil, onun insan olmasına ve ihtiyaç sahibi olmasına göre infak edersiniz. Ama, zekatta zorunlu olarak bir mü'mine yardım etmek durumundasınız ve bundan kendi nefsinize pay çıkararak hareket edemezsiniz. Allah'ın emrettiği kırkta biri mutlaka vermek zorundasınız.

Bu nedenle zekat daha çok mali bir ibadettir, ama infakın bir türüdür. İnfakın bir türü de ita'dır. Cenab-ı Hak, Yüce Kitabımızda zekatla beraber ita'yı da emreder. İta, kayıtsız vermek demektir. İta, vakıfların temel ilkesidir. Yani adam malını İslamî kanun hudutları içerisinde hayra bırakabilirse bu ita'dır. Veya bir insan bir hastahane yaptırırsa bu da bir infaktır, ama infakın ita şeklidir. Bir insan bir öksüz kızı evlendirirse, ev açarsa, ev hediye ederse bu da bir infaktır, ama infakın ita şeklidir.

İnfakın ita şekli fevkalade önemlidir. Çünkü infakın ita şekli insanoğlunun kaderindeki zorlukları açar. İnfak zorunlu bir ibadetimizdir. İnfak ettikçe Cenab-ı Hak bizim hayatımızı hep güzellikle rast getirecektir. Ama, ita çizgisine gelebilirsek, böyle kayıtsız bir vergiye geçebilirsek, Cenab-ı Hak buna karşılık, "Kaderinizi yumuşatırım," yani bir anlamda, "Kaderinizi değiştiririm, kaderinizdeki zorlukları, sizin tahammül edemeyeceğiniz birtakım hikmetleri güzele çeviririm" diyor. Onun için ita, infakın bir cinsi olmakla beraber, fevkalade önemlidir, ama herkesin yapabileceği bir infak tarzı değildir. Unutmamak lazım gelir ki, "Ben ita yapamıyorum, bana henüz zekat düşmüyor" diye hiç kimse infaktan kaçamaz. Çünkü Kur'an-ı Kerimde de, hadislerde de, "Eğer siz zekat veremeyecek durumda iseniz, ellerinizi sıkı sıkı cebinize sokun, cebinize akrep doldurun, kimseye bir şey vermeyin" diye bir kaide yoktur.

Zaten İslamın yardım tarzlarından sadakalar, yemine karşı keffaretler, yine benim şu işim olursa diye birtakım adaklar da bir infak şeklidir. Yüce Kitabımız birçok hadiselerde bir suçluyu affetmek için bile infak koymuştur. Onun için bu çok önemli bir olaydır. İnfaka çok sıkı sarılan bir mü'min, imanım teminat altına almıştır. Ben, çok iyi niyetli Müslüman olmaya başladığı halde buna muvaffak olamamış, patinaj yapmış, sonra da imanım kaybetmiş pek çok insan gördüm. Bunların sebebi infak istasyonunda durmamalarıdır. Eğer bir insan infak istasyonlarında duruyor ise infakı kendine ahlak olarak tayin etmiştir ki, ahlak-ı Muhammedinin temel ilkelerinden birisidir. Bunu kendisine şiar edinmişse bir insanın imanı garantidedir.

Bu insan son nefeste, "Şeytan bana ne der?" diye hiç korkmasın. "Benim infakım var" diye güvensin.

Ama, infakı yoksa, şeytan ona her türlü oyunu oynar. Çünkü şeytanın son nefeste gelişini sanıyoruz ki, susuz olacağız da o bize su verecek. Halbuki ne oyunlar oynayacak? Ağrıya tahammül edemeyen, soluk alamayan, nefes darlığı çeken bir insana gelecek, Cenab-ı Hakkın verdiği müsaade ile "Ver imanını, keseyim ağrını" diyecek ve ağrıyı temelli kesecek. "Ben imanımı vermem" demekle olacak bir iş değildir.

Ama, bütün bunlara karşılık nefsin, "Hadi sen de, pis şeytan" diyerek onu reddedebilmesi infak ile beslenmesine bağlıdır. Çünkü infak ile beslenen nefis, "Artık dünyadan gider ayak biraz daha ağrısız yaşayayım" duygusunu zaten duymaz. İlahi nimetleri paylaşmıştır, kendisini garantiye almıştır.

İnfakta niyetin önemi de büyüktür. Bazı insanlar, “Keşke imkanım olsa da ben de infak etsem" diye düşünebilirler. Ama, hiçbir şeyi yok. Diyelim ki, ilmim yok ki, infak edeyim, güzel sesim yok ki, sohbet edeyim veya Kur’an okuyayım gibi birtakım düşüncelere saplanarak kendi kendilerini bağlıyorlar ve infak edecek bir şeyinin olmadığını düşünerek belki de iyi niyetle müteessir bile oluyorlar. Halbuki nasıl ki, namazda, oruçta niyet esastır, infakta da niyet esastır. İnfaka niyet eden insan, "Yarabbi, ben paylaşmaya azmettim, bana bu fırsatı ver" dediği an Allah onun karşısına hem zaruret halinde olan o kulu getirecektir, hem de kendisine o imkanı verecektir. Daha önemlisi nefsin koyduğu mazeretIeri kaldıracaktır. Çünkü insanoğlu infak etmeme alışkanlığını duya duya o kadar çok mazeret üretmiştir ki sokakta gördüğü bir dilenciye, "Bu, milyarderdir" diye başlar. Çünkü gazetelerde birkaç tane dilencinin evinde 100 milyonluk servet çıkmış diye okumuştur. Bu nedenle de her gördüğü dilenciyi reddetmek alışkanlığına girer. Çünkü insanlar kendi senaryolarını kendileri üretirler. Yani illa ki hepsinin zengin olması lazımmış gibi düşünür.

Bütün bu mazeretler infaka karşı nefsin koyduğu çok ağır taşlardır. Çünkü nefis biliyor ki, eğer infaka alışırsa mahvoldu. Dünyaya rağbet edemeyecek. Allah'tan yana olmak zorunda kalacaktır. Allah'ın istediği de budur. Bu nedenle nefsi bu infaka alıştırabilmek için çok önemli bir unsur niyet etmektir. "Ey nefis, bir şeyim yok deme, bir niyet et bakalım. Cenab-ı Hak ne gösterecek?" demek lazım.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki