Çarşamba, Şubat 21, 2007

İnsanlık Sevgisi

Ahlâk-ı Muhammedinin en önemli bir diğer unsuru da şüphesiz ki. insanlık sevgisidir. İnsanlık sevgisini bugün neredeyse reklam filmi haline getirmektedirler. İnsanları sevmek şöyle dursun. aslında insanlardan nefret eden. insanı bulduğu yerde boğup her türlü çıkarını bir başka insandan kazanmak isteyenler. sırf sahtecilik ve gösteriş uğruna insanlık sevgisinden bahsetmektedirler. Bunun en ciddi örneği birtakım marksist, ateist insanlık sevgisi taklitçileridir. İnsanı hiçbir şekilde sevmeyen. insanı hayvan mertebesine indiren. hayvanın, bir parçası. benzen sayan bir düşüncenin insanı sevmesi mümkün değildir.

Yine insanlık sevgisini parçalayarak. hayvan sevgileriyle, yahut çeşitli afişlerle, sloganlarla insanlık sevgisi tesis etmek mümkün değildir. Dikkat eder bakarsanız tarihte insanlığa en büyük suikastları yapanlar, insanlık sevgisi adına bugün ön planda bir tarz şamata yapanlardır. İşte Avrupa'nın hali ortada, Rusya'nın hali ortada. Kısacası insanlık sevgisi ancak ahlak-ı Muhammedîde vardır.

Eğer bir insan; infak edip, namaz kılıp, mahviyet sırrına erememişse, bunlara bağlı olarak kendindeki bütün nimetleri insanlarla paylaşma sırrına erememişse, Fahr-i Kâinat Efendimizin emrettiği hoşgörü, merhamet, adalet gibi hikmetli Kur'an emirler4ıe uyamamışsa, böyle bir insanın insanlık sevgisi duyması mümkün değildir. İnsanlık sevgisini duymak, insanlık sevgisini yaşamakla olur. Yani bir insan insanlık sevgisi duyuyorsa, mutlaka o sevgiyi yaşamak mecburiyetindedir. Tarih boyunca insanlık sevgisi duyan cemiyetler, fertler çok aşikar şekilde İslam toplumları olmuşlardır. Dikkat ederseniz Osmanlı'nın, Selçuklu'nun insanlık sevgisi, bütün Avrupa'nın hayat tarzını değiştirmiştir. Görmedikleri hadiseler gerek Anadolu'da Rum kültürünün, gerekse Avrupa'daki diğer Hristiyan kültürünün üzerine bir ışık gibi doğmuştur ve insanlık sevgisini hem Anadolu, hem de Avrupa İslam yorumundan öğrenmiştir. Yalnız Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı eli gibi büyük velilerin tanımlarından değil, bizzat bir askerin, bir yeniçerinin yaptığı muamelelerden öğrenmişlerdir insanlık sevgisinin değişmezliğini...

Bu değişmezlik Allah'a imana paraleldir. Yani insanı Allah'a inandığı için, Allah öyle emrettiği için sevecek. Elbette şöyle bir kaynaktan gelen insanlık sevgisi ayakta durur. Bu yüzdendir ki, yine bizim çok muhalifi olduğumuz hayvan sevgisiyle insanlık sevgisine gitmek mümkün değildir. Hayvanlara karşı şefkat ve sevgi göstermek elbette faziletli bir davranıştır, zaten bir mü'min her türlü mahlükata karşı çok sıcak bir ilgi duymak zorundadır. Ancak hayvan sevgisiyle, hele hele evcil hayvanların sevgileriyle insanlık sevgisine gitmek mümkün değildir. Çünkü insanlık sevgisi gönül faaliyetidir. Gönül faaliyeti de bir hayvan ile insan arasında teşekkül edemez, çünkü gönül yalnız insanda vardır.

Peki, diğer sevgiler insanlık sevgisine yol açabilir mi diye düşünecek olursak, onun da olması mümkün değildir. Zira gönülden gelmeyen sevgiler tutkudur. Tutku ve sevgiyi iyi ayırd etmemiz lazım. Ahlak-ı Muhammedinin en önemli hususiyetlerinden biri de, birçok kavramı açıklığa kavuşturmasıdır. Ahlak-ı Muhammedi, ancak ve ancak gönülden gelen yaklaşımların, yakınlıkların sevgi olduğunu kabul etmiştir. Gönülden gelen yakınlıklar ise, ancak insandan insana, insanın özündeki Allah sevgisinden yansıyarak diğer insanlara gelebilir ve bu yüzdendir ki insanlık sevgisi karşılıklıdır.

Hz. Mevlana'nın, Anadoluya gelip orada Hıristiyan kültürü ve din adamlarına karşı gösterdiği sıcak sevgi, bütün Hıristiyanların İslamiyete yakınlığına sebep olmuştur. Bu nedenle İslamiyet, Anadolu’da yerleşirken, kültürünün özüne sevgi ile gitmiştir. Bu sevgiyi de Hz. Mevlana, Hz. Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Ahi Evran gibi veliler sembolize etmiştir. Hatta İstanbul'un fethinde bile meşhur Cibali Baba, Rumlarla o kadar içti dışlı bir sevgi şalteri kurmuştur ki, adeta İstanbul'un fethinden önceki birkaç sene içerisinde Rum kültürü, İslam düşmanlığını, Türk düşmanlığını terk etmek zorunda kalmış ve bu sayede İstanbul uzun müddet kültür kavgası yaşamıştır.

Bu fevkalade önemlidir. Yani dünyanın neresinde olursa olsun, birbirleriyle sonradan siyasi sebeplerle karşılaşmış, savaşmış milletler arasındaki denge, düşmanlık şeklinde yürüdüğü halde, İstanbul'da Cibali Babanın gösterdiği sevgi, Şeyh Vefa'nın gösterdiği sevgi, dahası Fatih'in. Kur'an'ı uygulamak konusundaki mahviyetiyle birlikte gösterdiği sevgi, Rum kültürünün ta Roma'dan İstanbul çizgisine kadar şer haline gelmesini engellemiştir.

O halde ahlak-ı Muhammedide, yani insanlık temel karakterine pırlanta çizgiyi çizen hadisedeki bütün unsurlar, aslında dünyayı Cennet haline getiren, kavgalardan ötelere sıçratan ve sevimli toplumlar meydana getiren büyük unsurlardır. Eğer bu açıdan çok dikkat ederseniz, ahlak-ı Muhamedînin yalnız fertlere, karşı getirdiği güzellikleri ötesinde, topluma karşı getirdiği güzellikleri, sıcaklığı seyredersiniz.

Fahr-i Kâinat Efendimizin insanlık karakter çizgisi üzerinde harika mimar edasıyla işlediği bu gergefin unsurlarına dikkat ederseniz; ahlak-ı Muhammediyi bir bütün olarak namaz ve infakla başlattığımız, mahviyetle devam ettiğimiz, yine insanlık sevgisi ve insanların pek azında olması mümkün olabilen, vera gibi takvanın çok ötesine çıkan çizgiler taşımakla beraber, aslında hem fertleri, hem toplumları, hem milletleri huzura, refaha, felâha kavuşturan bütün güzellikleri seyredebilirsiniz.

Bir şeyi unutmamak gerekir. Mesela ilim bir ahlak-ı Muhammedi unsurudur. Kuru kuruya ahlak-ı Muhammedi çizgisi üzerindeki güzellikleri sırayla sayarsınız, ama ilim yoksa yaygınlaşma yoktur. Bundan dolayıdır ki, ahlak-ı Muhammedi ilmîleştirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Dikkat .ederseniz büyük İslam alimleri ki, biz bu İslam alimleri çerçevesinde daha çok büyük İslam velilerini kastediyoruz, bu veliler maddi, manevi ilimleri avuçlarının içinde oyuncak haline getirmiş ve bunu topluma ahlak-ı Muhammedi olarak anlatmışlardır.

Fahr-i Kâinat Efendimizin, ilmi, ahlak-ı Muhammedi unsurları üzerine kaydetmesinin namütenahi örnekleri vardır ki, bunları sırf perde perde Efendimize iman açısından seyrettiğimiz takdirde, tıbba getirdiği reformlar, o zamanın ölçüleri içerisinde astronomiye getirdiği reformlar, sağlığa getirdiği reformlar, Fahr-i Kâinat Efendimizin ilme ne kadar sıcak, ne kadar yakın olduğunu, binaenaleyh ahlak-ı Muhammedi çizgisi içerisinde ilmin kaçınılmaz olduğunu seyrederiz. Nitekim okumanın, yazmanın, ilim öğrenmenin farz olduğu bir dinin sahibinin ahlakında, mutlaka değişmez çizgiler halinde kayıtlı iman vardır.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki