Pazartesi, Şubat 19, 2007

Miraç Namazı

Miraç namazı huzur-u İlâhideki mevkiini Efendimizin lütfettiği bir tarz infaktır. Allah'a yakînliği. Allah'ı bulmayı. Efendimiz mü'minlere infak ettiği için miraç namazı doğmuştur. Bir mü'min gönlünü arıttığı zaman. Cenab-ı Hakkın tecellisine hazır bir nokta haline gelir. Böyle hazır nokta haline geldiği zaman Cenab-ı Hakkın tecellisi zuhur eder ki, bu ancak namazdadır. Ve bir tarz İlâhi cereyanla bütünleşme, Cenab-ı Hakkın, "Ben ruhumdan nefh ettim" sırrıyla o ruhi niteliği Allah'ın kendi sırrı içinde bütünleşmiştir. Onun için miracı bütün olarak yanlış kavrama alışkanlığından zihnimizi arıtmamız lazım. Arıtsak da arıtmasak da zuhurat öyledir. Cenab-ı Hakkın sırrı tecelli ettikten sonra kulun Kendisine ait şeylerinin bitik olması lazım.

Bu nedenle miraç namazı. hakikat namazı içerisinde dahi fevkalade zor bulunacak bir. hadisedir. Çünkü namazda, o naki ve taki sırrı zuhur etmedikçe miraç sırrı zuhur etmez. Yani ilâhi huzurda bulunmanın hazzını da edemeyecek kadar Allah'a teslim olmak lazım ki, miraç tezahür etsin. Çünkü o haz da beşeridir. O hazzın dahi Cenab-ı Hakka, "Kalbi yalnız Senin için boşalttım" diyebilmesi, bu noktaya gelebilmesi için tamamen lütf-u İlâhi olarak ve Efendimizin bir tarz infakı olarak bilinmesi lazım gelir. Eğer bir kul miraç olan namaza rastlamışsa, mutlaka Efendimizin özel bir keremiyle bu noktaya intikal ettiğini bilebilmelidir.

Bu yüzden de mü'minler gerek gerçek namaza geçerken, gerekse miraç namazına yansırken Cenab-ı Hakkın namaza koyduğu tahiyyat hadis-i kudsisini tamamen, hazzen, bilerek fark etmelidir.

Diyelim ki, bir adam kırk sene namaz kıldı. Günde beş vakitten şu kadar namaz eder. Bunların içerisinde çift okunan tahiyyatlar var. Bunların hepsini hesap ederse çok sayıda tahiyyat okumuş olur. Cenab-ı Hakkın, Efendimizle konuşmasını, yani tahiyyatı bu kadar çok okumuş bir insanın mahfiyetini sıfır noktasına getirmesi lazım. Çünkü Allah, tahiyyat sırrı içerisinde Fahr-i Kainat Efendimizin ağzından arınmanın anahtarını vermiştir. Çünkü Fahr-i Kainat Efendimiz. "Bütün güzellikler, bütün yücelikler, herşey Sana aittir" diyor.

Yüce Kitabımızın Sûre-i Necm'de Efendimizin sırrını takdim ederken, "O hiçbir şeye meyletmedi, hiçbir şeye nazar etmedi, kaymadı" demesindeki murad, bütün bu ve güzelliklerin huzur-u İlâhide dahi olsa bir mahfiyet sırrı içerisinde takdimi lazım gelir ki, onu bize hazırlayan “ettahiyyatü"dür. Fahr-i Kainat Efendimiz huzur-u İlâhide dahi olsa bunu söylemiştir. Bazı kimselerin tasavvuf kitaplarını okuyarak, "Ben ışık gördüm, koku duydum" demesi gaflettir.

Namaz bu değildir. Bu noktalan geçseler, bunu söylemeyecekler. Bunu söyledikleri müddetçe de taklit namaz dan kurtulmaları mümkün değildir. çünkü namaz, fazladan bir şey ekleyerek zenginleşecek bir hadise değildir. Allah huzurunda dururken hangi zenginlikten bahsediyorsunuz? Hazineye girmişsiniz. kapının önündeki çiçekten bahsediyorsunuz.

Koku duymanın, birtakım nur benzeri ışıklar görmenin hepsi nereden geliyor? Şeytan,bir mü'minin namazında kendisine yaklaşım gösteriyor. "Sen koku aldın, ışık gördün" diyerek onu, gerçek namazdan ve hele hele miraç namazından temelli uzağa atıyor. Kendisine bir vehim veriyor. "Eğer koku alıyorsa, ışık görüyorsa iyi bir kul olmuştur" diye düşünülemez.

Allah'ın, Fahr-i Kainat Efendimizden razı olmasındaki murat, Efendimizin yokluk sırrını yaşamasıdır, onu tarif etmesidir. Biz, Allah'ın sevgilisi Efendimizden nasıl farklı bir iddiada bulunabiliriz? Hiç kimse Efendimizin sırrının ucuna yaklaşamaz. Tabii ki Allah'ın yarattığı tüm yücelere saygımız, sevgimize bedidir. Ama. Efendimiz bir noktaya konmuşsa. ondan sonra bir milyon tane boyluk vardır. Daha sonra ikinci, üçüncü gelir. Allah. Kendi sırrı içerisinde yalnız nur-u Muhammedîyi yaratmıştır. Bu yücelik aşağıya doğru inkişaf ederek. yine tasarruf-u Muhammedîyle taksimata, kesrete uğramış, birçok veliler, birçok güzel mü'minler zuhur etmiştir, ama aralarında bir benzetim ve yaklaşım olamaz.

Bütün bu varsayımlardan kurtularak, "Ben Muhammed'in (a.s.m.) ümmetiyim. O, bana lütfettiği için ben namaz kılabiliyorum. beni huzur-u ilahiye davet ettiği için, infak ettiği için ben varım. Bende hiçbir şey yok. hepsi ona aittir" diyecek sıcaklığı gönülden yaklaştırmadıktan sonra namazın asıl ideali olan miraç namazına yaklaşmak mümkün değildir.

Hâşa Çenab-ı Hakkın huzurunda koku aramak, ses aramak, ışık aramak çok yanlış olur. Allah ışık da değil,koku da değil, ses de değil. Ama bir mü'min gönlünde sevday-ı Muhammedîyi yaşatırken. namaz olarak değil, genelde Efendimize karşı duyduğu zevki ve aşkı çok artarsa, Efendimizin teninin kokusunu hissedebilir.

İkincisi; nur-u Muhammedîyi hissedebilir ki, nur-u Muhammedîyi siyah bir nurdur. Bu. sanılıyor ki, beyazın karşıtı siyahtır. Halbuki renk aleminden biliyoruz ki, beyaz bütün ışınları yansıttığı için beyazdır. Siyah da bütün ışınları emdiği için siyahtır. Efendimiz. Cenab-ı Hakkın bütün nurunu emdiği için siyah bir nur yansıtır ki, bu nur, bakılması, tahammül edilmesi mümkün olmayan çok şiddetli koyulukta, bütün siyahların onun yanında gri kalabileceği kadar parlaklıktadır. Parlaklıkta parlak, fakat siyahlıkta da siyahtır. Nur-u Muhammedînin siyah nur şeklinde yansıması halen devam eder. Bunlar mümkündür, ama bunları namazla karıştırmamak lazımdır.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki