Pazartesi, Şubat 19, 2007

Namazın Ahlâk-ı Muhammedîyle Özdeşleşme Sırrı

Namaz, kulun Cenab-ı Hakka karşı yapabileceği en ideal ibadettir. Çünkü namaz hamd sırrı içerisinde yoğrulmuştur. Namazın özü kulun, Allah'a, Allah'ın istediği biçimde hamd etmesidir. Efendimizin emsalsiz ismi Muhammed, en güzel hamd eden anlamındadır. O halde namaz zaten Efendimizin ismiyle özdeşleşmiştir. Takdir-i İlahide Efendimizin vazgeçilmez bir simgesi olmuştur.

Namazı mutlaka ahlâk-ı Muhammedi içerisinde tanımamız lazım gelir. Allah tarafından çok sevilen, onun sevdasını simgeleyen özelliklerin başında hamd niyazı gelir. Çünkü Efendimiz, Allah'a en iyi hamd eden, Onu en iyi tanıyandır. İşte bu hamd niyazının sembolü olan namazın da özü, Efendimizin sırrındadır.

Ezan ve abdest, namazın değişmez çizgileridir. Birbirinden muhteşem hikmetler taşır. Namaza hazırlığın, Cenab-ı Hak tarafından bizi nasıl nimetlendirdiğini anlayabilmemiz için, abdesti iyi öğrenmemiz lazım.

Namaz bir angarya, bir mecburiyet, bir askeri talim değildir. Namaz çok müthiş bir olaydır. Fahr-i Kâinat Efendimizin bir hadis-i şeritlerinden naklen:

Bir ashab, sohbete biraz geç kalır. Efendimiz, "Neredeydin?" diye sorar. "Namaz kılıyordum ya Resulallah" deyince; "Yani Allah'la konuşuyordum desene" der. Namaz bu kadar müthiş. bir olaydır. Onun için namazı her ne kadar kulluk ve hayat yanlışlıklan içinde gereği gibi kılmasak dahi müthiş bir ziyafetin, en azından en cılız taklidini yapmış olmamız bile çok önemli bir kulluk vecibesidir.

Namaz kılmadan kulluk mümkün değildir. Cenab-ı Hakkın Süre-i Rahman'da, "Haleka'l-insane allemehü'lbeyan" buyurmasının hikmeti; "Biz insanı yarattık ki, bize beyanda bulunsundur. İşte bu hamd beyanıdır, dolayısıyla namazdır. Binaenaleyh kulun bütün varlıklar içerisinde seçkin bir mevkiye gelebilmesi, ahsen-i takvim sırrı taşıyabilmesi için hiç şaşmayan kaide namazdır. Yani bir insan namaz kılmıyorsa büyük bir mahrumiyettir. Namaz hikmetinden mahrum olmak aslında, "mağdubin"in, nasipsizliğin bir belirtisidir. Namazı, çok bir büyük sevincin, sıcak bir sevginin ihsanı için Cenab-ı Hakkın lütfettiği bir vesile olarak ve büyük bir nimet olarak görmek lazımdır.

"Sırat-ı mustakim" hikmeti içerisinde Cenab-ı Hakkın nimetlendirdiği insanlar, nimete uğramışlar namaz kılanlardır. Yani, "sırat-ı mustakim"e geçmek, namaz kılmadan mümkün değildir. Onun için namaz, tasavvur edemeyeceğiniz kadar önemli ve ahlak-ı Muhammedinin özünde, evrenin en seçkin mahlûku, "ahsen-i takvim"den yaratılmış, Cenab-ı Hakka muhatap olacak insanın bir numaralı vasfıdır. Dolayısıyla bu vasıf, ancak ve ancak Efendimizden gelir.

Çünkü Efendimiz, kâinatın bir numaralı varlığıdır. Namaz içindeki Fatiha'yı kavradığımız zaman namazın gerçekten müthiş bir olay olduğunu daha iyi anlayacağız.

Namazın tanımları arasında şöyle bir yorum yapmak rahatlıkla mümkündür. Namaz; Fatiha'nın canlanması, uygulanmasıdır. Fatiha'nın her cümlesi, her kelimesi namaza motivize olmuştur. Biz Fatiha'yı ne kadar okusak anlayamayız, ancak namaz kılarsak anlarız. Fatiha içinde söylediklerimiz, hem Kur'an hükümleri olarak, hem de mana bilimlerinin temel kaidesi olarak, evrenin temel sırrıdır, anahtarıdır. Yani evrendeki bütün bilinmezlikler, Fatiha anahtarı ile açılır. Çünkü biz namazın içerisine Cenneti seyredebilecek, alemlerin bütün gizliliklerini bilecek şekilde hazırlanmışız. Bu. Fatiha anahtarının kapıyı açması anlamına gelir. Bir insan Fatiha okuduğunda evrenlerin sırlarını açan bir anahtarın elinde bulunduğunu bilir. Ama, namaz kıldığı zaman onun anahtarı deliğine sokup çevirmek olduğunu da anlar. O anahtarı kullanıp, kapıyı açma sanatı kazandığı zaman evrende seyredemeyeceği gizlilik, hikmet yoktur. Dolayısıyla da bir anlamda Miraca kadar giden çok esrarengiz hikmetler bestelenir.

Namazın ahlâk-ı Muhammedî cümlesinden sayılmasının hikmetini teyid eden çok güzel bir hadise vardır. Efendimize "İkra" diye başlayan, Alâk Süresinin ilk beş ayeti geldikten hemen sonra Efendimiz. Hz. Hatice ile birlikte namaza başlamıştır. Bu çok özel bir hikmettir. Demek ki, namazın önemini, imanın başladığı an zuhur etmesi lazım geldiğini de bu hadise ile göstermiştir. Özellikle namaza Hz. Hatice ile birlikte başlaması bize şunu gösteriyor: "İnananlar, namaz kılmaya mecbursunuz", çünkü o zaman inanan yalnızca Hz. Hatice idi. Nitekim pazartesi günü başlayan bu namaz, salı günü Hz. Ali’nin iştiraki ile üçlü namaz olmuştur.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki