Çarşamba, Şubat 21, 2007

Savaşmak da Bir Ahlâk-ı Muhammedî Unsurudur

Efendimizin hayatını tetkik eden çeşitli Batılı yorumcular, Efendimizin savaşma sırrını kolay kolay anlayamamışlardır, Halbuki 20. asırda anlaşılmıştır ki, eğer bir medeniyet korunacaksa mutlaka bir savaş garantisine ihtiyaç vardır. Nitekim İkinci Dünya Savaşı sonunda insanları, medeniyetleri bir arada tutabilmek için NATO'nun yaptığı büyük mücadeleler ve kamuoyu oluşturulması bunun temel unsurudur.

Ahlak-ı Muhammedinin bir unsuru olarak yıllar boyu düşmanların eleştirdiği bu hadise, yine onların ağzından, "Evet, icabında insanlığı korumak için savaş yapmak zorunludur. Savaş yapmak bir fazilettir, bir ahlaktır" sonucuna gelmiştir.

Kur'an'ın emrettiği büyük farza rücu etmek için savaşmak da bir ahlak-ı Muhammedi unsurudur.

İşte ilmiyle, mücadelesiyle, namazıyla, infakıyla, insanlık sevgisiyle bir bütünleşme gördüğünüz zaman ahlak-ı Muhammediyi orada yakalayabilir. Bu fevkalade önemlidir. Özellikle birçok velinin hayatına baktığınız zaman bunu görürsünüz.

Mesela, Necmeddin-i Kübra Hazretleri, 114 yaşında savaşa girmiş bir velidir. Bunun yanı sıra ahlakı. fazileti. fedakarlığı en üst seviyedir. İcabında çok basit bir insana kul köle olmuş; ilmini. bilgisini öğretmiştir. Her türlü insana hizmet etmek bakımından da mahviyeti neredeyse yerlerdedir. Bunları böyle İslam yüceleri üzerinde müşahede ederseniz. ahlak-ı Muhammediye daha yakın olursunuz.

Ahlak-ı Muhammedi bir bütündür. İnfakı olmayan bir ahlak-ı Muhammedi olmaz. Namazı olmayan bir ahlak-ı Muhammedi olmaz. Özellikle insanlık sevgisi olmayan, şerre karşı mücadelesini her zaman içinde hissedemeyen bir ahlak-ı Muhammedi olmaz.

Ahlak-ı Muhammedinin çok önemli bir özelliği de ilim olmadan ahlak-ı Muhammedi olmaz. Ama, ne yazık ki, yıllarca İslamiyeti ilimden dışarıda tutarak satmak istemişlerdir. Bu da tabii karşı tarafın bir taktik oyunudur. Özellikle İslamiyeti tahrip için yola çıkan şahıslar. cemiyetler İslamiyetin en güçlü taraflarının ilim olduğunu, infak olduğunu, mücadelecilik, savaşçılık olduğunu görerek, bunları teker teker yok etmek için yanlış reçeteleri sunmuşlardır. Ama, ahlak-ı Muhammed-i gözden kaçmayacak yahut inkar edilmeyecek kadar mükemmelliği temsil ettiği için, ne tarafından baksanız onun içerisindeki infakı, mahviyeti, ilmi, mücahitliği mutlaka göreceksiniz. Bundan dolayıdır ki, ahlak-ı Muhammedinin adaleti, hakkı içerisine alan düzen sistemindeki varlığını hayranlıkla izlememiz için defalarca, milyonlarca kez Asr-ı Saadeti ve Efendimizin hayatını çok, iyi okumamız lazım gelir.

Ahlak-ı Muhammediyi teorik çizgilerden çıkarıp, bit bütünlük içerisinde,' Fahr-i Kainat Efendimizin hayatında, savaşlarında, insanlara yaptığı muamelelerde, sabrında ve insanlığa yaptığı müthiş hizmetlerde görürüz. Çünkü Efendimizin 12 yıl bütün mücadelesine rağmen, 150 kişinin üzerinde taraftar bulamamasına karşı gösterdiği direnç ve sabır, aklı başındaki bütün bilim adamlarını hayran bırakıyor. Hatta Fahr-i Kainat Efendimizin 12 yıl 150 kişi ile mücadelesini sürdürme sabrı, Allah gerçeğine karşı olan itimadının, sevgisinin ve ilgisinin en mükemmel tezahürüdür ve Peygamberliğinin en müthiş örneğidir.

Efendimiz ayetleri yorumlarken de fevkalade ince davranmıştır. İnsanın elini cebine atmasındaki zorluktan dolayı borç verme kademelerini Efendimiz bir kolaylık olarak göstermiştir. İnfak etmiyorsan bari çıkarıp borç ver. On kişiye borç ver, sekizi getirip öder ikisi kalırsa, on kişiye birden infak etmiş sayılırsınız buyuruyor.

"Yazıklar olsun o namaz kılan münafıklara! Onlar ki, namazlarından gafildirler. Onlar ki, Allah rızasını aramak yerine, insanlara gösteriş yaparlar. En küçük bir yardımı da insanlardan esirgerler" (Mâûn Süresi, 4-7) ayetini yumuşatmak için Efendimiz, "Hiç değilse borç verin, borçluyu sıkıştırmayın, hatta gerekirse bağışlayın" buyuruyor.

Efendimiz bunu o adamın o sıradaki bütün namazları kabul olsun diye söylemiştir. Bu, fevkalade büyük bir inceliktir. Çoğumuz, "Namaza duruyorum, kabul oldu mu, olmadı mı, aklıma namazda bir şeyler geliyor" deriz. Bunlar hiç mühim değildir. Eğer o sırada bir mü'mine borç vermişsek, ödemeyince gönlümüze bir sıkıntı getirmeden de benim sevabım olsun diyebiliyorsak, o borç ödenene kadar kıldığımız bütün namazlar kabul olur. Maûn Sûresi'nin yukarıdaki ayetleri üzerinde çok durulması gereken bir husustur. Borç vermek de bir nevi yardımlaşmadır. Bu kadar hassas ,bir konuyu Efendimizin bu kadar geniş tutması ve herkese yaygın hale getirmesi namaz kılanların hepsinin namazının kabul olması içindir.

Efendimiz, "Namaz Allah'la konuşmaktır" buyuruyor. Bu kadar önemli bir ibadet olan namazın kabul olmamasının bir numaralı 'sebebi, Süre-i Maûn'da bildirilen yardımlaşma huyunun teşekkül etmemesidir. İki numaralı sebebi ise eğer imanında zaaf varsa namaz kabul olmaz. çünkü şek üzerine iman teşekkül etmez. Mü'min olmayana da zaten namaz farz olmaz. Bir insanın evvela beton gibi imam olacak.

Beton gibi imandan kastımız şudur. Şu dünyanın kargaşasında iletişim vasıtaları, radyolar, televizyonlar, gazeteler imanımızı yontacak envai çeşit balonlar uçurur. Başka gezegenden, uzaydan gelenler şöyle yapmış, böyle yapmış veya siz aslında maymundan geldiniz gibi balonlar uçururlar. Bunlar, üzerine bir sünger bastırmışsın gibi bütün imanın zevkini alır bunlar.

Öyle bir imana sahip olacak, kendimize öyle bir iman kapısı açacak ve Cenab-ı Hakka, "Ya Rabbi şahit ol ki, şu dünyada yaşayan insanların hepsi imanından dönse. hepsi kendilerine göre mantıklı, fotoğraflı, sinemalı dinin aslı yoktur, inanmayın diye getirip karşıma koysalar, yine ben Senden dönmeyeceğim, Resulünün yolundan dönmeyeceğim. Şahit ol bana" diyeceğiz. İman böyle olacak.

Namaz gibi önemli bir ibadeti yaparken, aklımızdan annemiz, babamız, hastalığımız, evladımız geçerse, "Namazım kabul olmadı" dediğimiz zaman, "Hayır," diyor Cenab-ı Hak, "Siz imanınızIa namaza durmuş iseniz, ve de buhul sahibi değilseniz, Ben sizin namazınızı kabul ederim" buyuruyor. Çünkü Allah'ın bize emrettiği taklit namazdır. Gerçek namaz kılmak çok özel bir hadisedir.

Sûre-i Maun'da Allah, "Veyl," diyor, "siz yardımlaşma yapmıyorsunuz, kimseye faydanız yok, o namaz sahtedir, o namaz yanlıştır" buyuruyor. Efendimizin bu ayetlere getirdiği yorum şudur.

"İnfakı olmayanın namazı yoktur. Namazı olmayanın hiçbir şeyi yoktur." Bu hadis-i şerif, Müslümanlığın özet yorumudur.

Biliyorsunuz günah ve sevap ayrı mütalaa edilmesi gereken konulardır. Bunun çok tartışması olmuştur. Bana da çeşitli yerlerde sormuşlardır: "Bu adam namaz kılıyor, ama arada içki de içiyor, öyleyse namaz kılmasın." Ama, Allah öyle demiyor. "İçki içersen şu kadar eksi puan, namaz kılarsan bu kadar artı puan alırsın." Kısacası bunun değerlendirmesi Cenab-ı Hakka aittir.

Biz Rabbimizin Sûre-i Maûn'da "Veyl" diye nitelendirdiği sınıfa girmemeye hassasiyetle özen göstereceğiz. İmkanlarımız neye elveriyorsa yardımlaşma zevkini bir an için unutmayacağız. Böylece ahlak-ı Muhammedinin bir unsurunu daha yaşamanın doyumsuz hazzını alacağız.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki